Derneğimiz üyelerinden ve Galata Derneği'nin yöneticilerinden sevgili arkadaşımız Cem Tüzün'ün seçtiği başlıklar ve haber linkini sunuyoruz... Beyoğlu İmar Planları hakkında Belediye Başkanı'nın enteresan yaklaşımlarını izliyoruz :
“Demircan, yeni turizm ve ticaret alanlarından semt sakinlerinin kazanacağını söylüyor” “Şimdi yapmak isteyen hızlı hızlı binasını yapacak.” “Mesela Anıtlar Kurulu bir sivil toplum örgütüdür, Anıtlar Kurulu’nun üyeleri kimler, üniversitelerden, belediyeden gelen temsilciler. Burada bir akil insanlar topluluğu var, onlar karar vermiş.” “Zamanında burada yeterince yeşil alan kurulmamış, bundan sonra da yaratmak zor. Avrupa’nın bütün dar sokaklarında bu açmaz vardır. Bunu aşmanın tek yolu, binaların önünü çiçeklendirmek.” (Kamuya ait mevcut yeşil alanları, arkeolojik koruma alanlarını yapılaşmaya açıp, pencere önlerine saksıda çiçek koymak da bir çözümmüş demek ki. C.T.) “Beyoğlu bir dönem kendi mecrasının dışına düşmüş ve sadece eğlence mecrası olarak kalmış, kültür hayatı buradan uzaklaşmış, konut, yaşayanlar buradan uzaklaşmış. Mesela Galata kerestecilerin, imalatçıların bulunduğu bir yere dönüşmüş.” “Beyoğlu hızlı bir şekilde patladı. Neden patladı, biz dönüşüme burada yaşayan insanları kattığımız için patladı.”
Haksızlık olmasın bu alıntıları yaptığım haberin tamamı için: http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetayV3&ArticleID=1038159&Date=28.01.2011&CategoryID=41
Biliyorsunuz, derneğimiz Park Oteli'nin kentin bağrına bir hançer gibi saplanan ve tam anlamıyla bir imar suçu olarak nitelediğimiz haline karşı açtığımız dava ile eşzamanlı olarak kuruldu. İlk mücaadele konumuz ve hâlâ bir çirkinlik abidesi olarak yerli yerinde duran Park Oteli, gene mücadele konumuz... Park Oteli el değiştirdi... Detay bilgiyi linkte verdik... Orayı okumanız gerekecek... Ama 34 milyon dolara satıldığı zaman R.Koç "Bunu ben cep harçlığımla alırdım" dediği koşullarda satılmıştı. Şimdi 100 milyon dolara el değiştirdiği söyleniyor... Mehmut Kutman - Sami Ofer ortaklığından Mahmut Çevik'e geçmiş görünüyor. Bu habere ilişkin basında epey haber çıktı. Forbes Türkiye de bundan söz etti ve işadamına ilişkin hayli detaylı bilgilerle binanın olası yeni halini resmeden bir illüstrasyon da yayımlandı... Biz de haberin farklı bir linkini vererek, bilgilenmesinizi istiyoruz...
Beyoğlu'nun tam 17 yıldır ihtiyacı olan plan 14 Ocak 2011 tarihinde askıya çıktı. Ancak bu plan Beyoğlu halkının beklenti ve ihtiyacını karşılamıyor, yaşam kalitesinin gelişmesine, tarihi ve kültür mirasının korunmasına, kamusal alanların halkın kullanımına açılmasına hizmet etmiyor. Kültürel ve sosyal sorunların çözümü, istihdam koşulları, çocuklar, gençler, yaşlılar ve kadınlar için hiç bir vizyonu yok. Haklarımızı ve semtimizi korumak için hep birlikte! BU KENT BİZİM! Bu plan uygulanırsa Beyoğlu'nda nefes alacak yer kalmayacak: Yoğun bir yapı dokusuna sahip olan Beyoğlu'nda yapılaşma dışı kalmış tüm alanlar imara açılıyor. Şehirlerin gelişimi içinde işlevini yitirmiş ve artık var olmayan yapılar tartışmalı "ihya kararları" ile kalan boşluklara yeniden inşa edilmeye çalışılıyor. 9 tanesi cami olmak üzere 14 adet ihya kararı alınmış. Ancak kamu yararı tartışmalı olan bu yapıların inşası gerçekleşemediği takdirde "sosyal kültürel tesis" adıyla rant tesislerine dönüştürülmesi planlanıyor.
Depremde sığınılacak alanlar yok ediliyor. Roma Bahçesi, Ege Bahçesi, Tophane Parkı hatta muğlak ifadelerle Taksim Gezisi tanımsız "sosyal kültürel tesisler" le donatılmış. Halkın doğal kullanımına kapatılmış. Sıkıştırılmış bu yaşamlar arasında toprak ve su dengesi yok ediliyor. Nüfus yetmeyecek oranda kreş, oyun alanı, kültürel alan sorunu yaşanırken yalnızca otomobiller için tüm tedbirler alınmış. Kimi Galatasaray Lisesi'nin arkasındaki tarihi duvar, kimi yapı adaları arasındaki yeşil alan yok edilerek 9 adet yeni kat otoparkı yapılıyor. Herkes arabasını koyacak bir yer bulacak ama gidecek bir parkı olmayacak.
Bu planda konut alanları "ticaret ve turizm alanı"na dönüşüyor. Galata, Cihangir, Tophane gibi semt yaşamını hala koruyabilen sayılı konut alanları Talimhane, Fransız Sokağı modelinde olduğu gibi sosyal dokusunun tamamen değişmesine neden olacak şekilde turizm ve ticaret alanı olarak işlevlendiriliyor.
Bu plan Beyoğlu gibi bir merkezi bütünlüklü bir yaklaşımla ele almıyor. Bütünlüklü bir yaklaşım gerektiren ve sit alanı ila nedilen Beyoğlu'nun bu planla bölgeye hayat verecek en dinamik, en canlı bölgeleri koruma kapsamı dışında bırakılmış. Buna göre bu plan tüm sahil şeridi, Galata Kulesi'nin çevresi, Tarlabaşı, Kasımpaşa, Emek Sineması'nın çevresi gibi bölgeleri "Yenileme Alanı", "Özelleştirme Alanı", "Turizm Alanı" gibi çerçevelere sokarak kapsam dışı boşluklar yaratıyor ve bu alanlarda yer alan kimi parsellerin mülkiyet ve işlevleri tepeden inme kararlarla değiştiriliyor.
Planlar kapalı ilişkiler içinde hazırlanıyor. Planlama sürecinde başka hiç bir bölgede olmadığı kadar çok sayıdaki profesyonel, gönüllü girişimler ve halk kenara kondu, Nasıl Beyoğlu'nda yaşayan insanların katılım olmadan belirlenen emlak vergileri rayiç bedelleri bazı yerlerde kırk kat arttıysa, yine katılım olmadan hazırlanan bu planlar da Beyoğlu'nda yaşayan insanların gelecekte çevrelerinin bozulmasına, semtlerini terketmelerine yol açacak.
Evlerimiz, sokaklarımız, parklarımız, sahilimiz, komşularımız bu plandan olumsuz etkileniyor. Bizim görüşlerimiz alınmadan, kendi geleceğimiz üzerinde söz sahibi olamadığımız bu planın gözden geçirilmesini talep ediyoruz.
Haklarımızı ve semtimizi korumak için hep birlikte! BU KENT BİZİM! Planlara son itiraz tarihi 13 Şubat 2011!
BEYOĞLU SEMT DERNEKLERİ PLATFORMU www.beyoglukorumaplanlari.blogspot.com Ayaspaşa Güzelleştirme ve Çevre Koruma Derneği 0212 251 06 11 / Beyoğlu Güzelleştirme ve Koruma Derneği 0212 245 30 30 / Beyoğlu Eğlence İşyeri Sahipleri Derneği 0212 292 25 29 / Cihangir Güzelleştirme Derneği 0212 245 11 14 / Galata Derneği 0212 243 98 10 / Piyale Paşa Mahalle Gençliği ve Sosyal Gelişim Derneği 0212 255 43 65 /
Destek alınan kuruluşlar: TMMOB Mimarlar Odası - İstanbul Büyükkent Şubesi http://www.mimarist.org TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi http://www.spoist.org
Fotograf blogçunundur. Pek sevdiği için bu görseli kullandı :-)
1. Roma Bahçesinin bulunduğu Arkeolojik Sit Alanı, 2 Numaralı Anıtlar Kurulu kararı ile koruma altına alınmış olmasına karşın karar hiçe sayılarak Yenileme Alanları kapsamına alınıyor ve 1.1. Defterdar Camii’nin önündeki alana Belediye Sosyal Tesisi, 1.2. Tüfekçi Salih Sokağını Sanatkarlar Caddesine bağlayan Merdivenli yol ve yanındaki yeşil alana Belediye Sosyal Tesisi, 1.3. Roma Bahçesinin giriş kapısında bulunan Çocuk Parkının olduğu alana Belediye Sosyal Tesisi olmak üzere 3 ayrı bina öngörülüyor. 2. Tophane-i Amire Binasının hemen arkasında halihazırda otopark olan alanı da içine alacak ve silueti bozacak şekilde H.9.50 yüksekliğinde (61 Ada 1-2-3-20-21 parsellere) yapı öngörülüyor. 3.Roma Bahçesi giriş kapısı karşısındaki tarihi ahşap binaya bitişik 9.50 yüksekliğinde, tek katlı müstakil bina önüne h.9.50 ve Akarsu yokuşunda bulunan alçak katlı tüm yapılar yerine 9.50 yükseklik izni verilmiş yapılar öngörülüyor. Bu kararla bu sıradaki binaların görüşünün kapanmasının ötesinde silueti tamamen değiştirecek bir müdahalede bulunuluyor. 4. Salı Pazarı Bayırı üzerinde hali hazırda olmayan 6 adet 12.50 yüksekliğinde bina yapımı öngörülüyor. 5. Susam Sokağı ile Kumrulu Yokuşun kesiştiği yerde bulunan boş alana Belediye Sosyal Tesisi öngörülüyor. 6. Daha önce mahkeme kararı ile “yeşil alan” olarak tescillenmiş bulunan eski Ege Bahçesi’nin olduğu alanın bir bölümü yapılanmaya açılıyor. Ege bahçesi anılarda kalıyor. 7. Sıraselviler Caddesi Garanti Bankası yanındaki çıkmaz sokak, Adile Naşit Sokağı ile birleştirilerek araç trafiğine açılıyor. 8. Cihangir Caddesi ve yan yollar yayalaştırılıyor. Otoparka giriş imkanı kalmıyor. 9. Cihangir Taksinin olduğu alanda 15.50 yapılanma öngörülüyor.Taksi durağı kaldırılıyor. 10. CGD tarafından Dava açılarak satışı iptal edilen Savoy Balık’ın önündeki eski park alanı 3 misli büyütülerek yeşil alan ilan ediliyor. 11. Yeşil alan ilan edilen alanın arkasında kalan ve halen otopark olarak kullanılan alan Soğancı sokaktan girişi bulunan kapalı otopark alanı ile birleştirilerek yan binalara neredeyse bitişik nizam olmak üzere H.6.50 kotunda büyük bir katlı otoparka dönüştürülüyor. 12. Maksim Gazinosunun bulunduğu alan ve arkasındaki tüm adaya Sıraselviler Caddesinden 26 mt yüksekliğinde Belediyesinden onaylanacak avan projesine gore buyuk bir inşaat öngörülüyor. 13. Cihangir Camii altında kalan arsaya ahşap bina yakılarak yapılan ve davası devam eden apartman projesinin yanına, sarnıcın üzerinden geçen bir yol öngörülüp, yolun bitimine de yeni bir apartman konumlandırılıyor. 14. Etap Marmara Otelini de içine alan adaya Kuruldan onaylanacak projeye göre yapılanma öngörülüyor. 15. Galatasaray Lisesinin arka bahçe duvarının olduğu tarihi taş duvar yıkılarak, silueti de olumsuz etkileyecek şekilde H.12.50 yüksekliğinde otopark yapımı öngörülüyor. 16. Doğan Apartmanının yanındaki boş alana yapılanma öngörülüyor. 17. Domabahçe Sarayı ile Camii arasındaki alana “Ihya” yontemi ile yapılanma öngörülüyor. 18. Taksim’deki tarihi “Su Maksemi” arkasına Camii yapılması öngörülüyor. GENEL BİLGİLER ÜZERİNE... Tüm bu tespitlerin dışında planlarda semt yaşamını olumsuz etkileyecek en önemli sorunlar olarak; A. Firuzağa Camiinden bir tarafta Akarsu Caddesi, diğer tarafta tüm Çukurcumayı içine alacak şekilde Galatasaray’a kadar ve Tophane Caddesi’nin bulunduğu alanlar “Konut” bolgesinden “Ticaret ve Turizm” alanına dönüştürülüyor. Bu karar öncelikli olarak bu bölgelerdeki zamanla çevresindeki konut alanlarının tamamen yokolmasına dolayısı ile semt yaşamının kaybolmasına neden olacaktır. B. Emek Sinemasını da içine alan Tarlabaşından Istiklal caddesine uzanan büyük bir bölge “Yenileme Alanı” ilan edilerek Sulukule’de yaşanan, Fener Balat’ta ve Tarlabaşında yaşanmak üzere olan, sosyal, kültürel ve kentsel büyük sorunları beraberinde getiriyor. Benzer şekilde sınırları nasıl tespit edildiği anlaşılmayan “Gül Baba Hazresini de içine alan bir bölge” ile “Galataport” projesi birleştirilmesi endişesi yaratan “Tophane-i Amire binasını da içine alan” 2 bölge yenileme alanı kanuna tabii tutuluyor. C. Kabataş iskelesinin olduğu alanda denizde dolgu yapılarak, boğaz dokusu bozularak büyük bir transfer merkezi öngörülüyor.
Derneğimiz, Beyoğlu Semt Dernekleri Platformu’nun üyesi olarak diğer semt dernekleri ile birlikte Beyoğlu, Kentsel Sit Alanı 1/1000 ölçekli Koruma Amaçlı Uygulama İmar Planları ile ilgili gelişmeleri yakından takip ediyor. 1/5000 planları onaylandığından bu yana platform temsilcileri düzenli toplantılar yapıyor, uzman görüş ve değerlendirmelerine başvuruyor. Her dernek kendi bölgesinde öne çıkan değişimleri önce-sonra ilüstrasyonları ile kamuoyu bilgilendirmesine hazırlanıyor.
Beyoğlu Koruma Planları maalesef tüm Beyoğlu’nda ciddi sorunlar yaratacak niteliktedir. Tünel’de bulunan Doğan Apartmanı önü, Ayaspaşa’da Namuk Kemal İlkoğretim Okulu önü, Gümüşsuyu’nda eski Maksim Gazinosu, Cihangir’de Ege ve Roma Bahçesi’nin yapılanmaya açılması vs. öne çıkan noktalardır. Ancak tüm bu noktalar dışında sizi, sokağınızı, mahallenizi ilgilendiren çeşitli müdahaleler, değişiklikler de söz konusudur.
İstanbul’un terası Roma Bahçesi için önce-sonra çalışması örnek olarak ele alındı; Roma bahçesinin girişi ve üst platformu belediye sosyal tesisi olarak imara açılıyor. Yeşil alan kullanıma kapatılıyor. Bu endişelendirici durum sadece Cihangirlilerin değil İstanbulluların konuyu tartışması gerektiğini işaret ediyor.
Koruma planları ile ilgili mevcut durum ne? 1. Mimarlar Odası 1/5000 Koruma planlarının iptali ile ilgili davacı oldu ve dava devam ediyor. 2. Anıtlar Kurulu dava süreci devam ettiği halde 1/1000 ölçekli planları -bazı değişikliklerle- onaylayıp Belediye Meclisine gönderdi. 3. Beyoğlu Belediyesi’nden alınan bilgiye göre 2010 Aralık son hafta – 2011 Ocak ilk hafta -------- Beyoğlu Belediyesi’nde planlar askıya çıkacak ve 30 gün asılı kalacak. 4. Bu süre zarfında yazılı itirazlar yapılabilecek ve/veya dava açılabilecek.
Beyoğlu Semt Dernekleri Platformu, katılımcı üyeleri ile nasıl hareket edecek? 1. Öncelikle Beyoğlu’nda yaşayanları yakından ilgilendirecek planlar hakkında bilgilenme-tartışma-değerlendirme toplantılarının yapılması, semtlilerin katılımını destekleyen bilgi taşıcı el ilanı-broşür- bülten hazırlanması, 2. Mimar, şehir planlamacı, hukukçu, yerel yönetim alanında uzman kişi ve kuruluşlarının görüşlerinin alınması, 3. Planlar askıya çıkınca gerekli tespitlerin yapılması ve itiraz dilekçelerinin verilmesi, 4. Kültür Bakanlığı ve Cumhurbaşkanlığı makamlarına dilekçe yazılması, 5. Hukuki süresinde gerekli dava veya davaların açılması (birlikte veya ayrı-ayrı) olarak sıralandı.
Birlikte ne yapabilirsiniz? 1. Derneğinizle iletişime geçerek, plana onlarla birlikte bakabilirsiniz. İlgilendiğiniz, bildiğiniz tanıdığınız bina ve sokağın plandaki durumunu birlikte inceleyebilirsiniz. 2. Düzenlenecek bilgi paylaşım toplantıları ile birlikte hareket edebilmeyi deneyimleyebiliriz
Ya da siz ne yapabilirsiniz?
Saygılarımızla, Beyoğlu Semt Dernekleri Platformu beyoglukorumaplani@googlegroups.com Ayazpaşa Derneği Beyoğlu Güzelleştirme Derneği Beyoğlu Eğlence Yerleri Derneği Cihangir Güzelleştirme Derneği Galata Derneği
BİLGİ NOTU:
KORUMA AMAÇLI İMAR PLANI NEDİR ? Hızla değişen yaşam koşulları, hızlı kentleşme, nüfus artışı, sanayileşme ve teknik gelişmelerle doğal ve kültürel varlıkların yok olmadan korunması, bakımı ve günümüz yaşamı ile bütünleştirilerek kullanılabilmesi amacı ile yapılan plandır.
PLANLAR NASIL ONAYLANIR ? Belediye ve mücavir alan sınırları içinde; belediye meclislerince aynen veya değiştirilerek onaylanıp yürürlüğe giren imar planları Belediye başkanınca mühürlenir ve imzalanır. Belediye ve mücavir alan sınırları dışında; il idare kurullarınca karar verilen imar planları valilikçe uygun görüldüğü takdirde onaylanarak yürürlüğe girer. Onaylanmış planlar; onay tarihinden itibaren ilgili idarece herkesin görebileceği şekilde ilan yerlerinde asılmak ve nerede nasıl görülebileceği mahalli haberleşme araçları ile duyurulmak suretiyle 30 gün süre ile ilan edilir. 30 günlük ilan süresi içinde planlara itiraz - dava açma ilgili idare nezdinde yapılır. Belediye ve mücavir alan sınırları içinde kalan yerlerde; belediye başkanlığınca Belediye meclisine gönderilen itirazlar ve planlar, belediye meclisince 15 gün içinde incelenerek gerekçeleri de belirtilmek suretiyle kesin karara bağlanır ve karar tarihinden itibaren 15 gün içinde belediye başkanlığınca ilgilisine yazı ile bildirilir.
Heyamola Yayınları ve 2010 Avrupa Kültür Başkenti ajansı işbirliğiyle yayımlanan bir dizi kent kitabı içinde 'Ayaspaşa' da yer aldı. Semtimizde yaşamış olan kültür insanı Zehra İpşiroğlu'nun hazırladığı kitap, büyük kitapçıların vitrinlerinde yerini aldı bile. KİM, KİMDİR? Zehra İpşiroğlu (d. 1949) Türk yazar, tiyatro eleştirmeni. Hatice Nazan-Mazhar Şevket İpşiroğlu çiftinin kızıdır. Ortaöğrenimini Avusturya Lisesi'nde; yüksek öğrenimini İstanbul, Freiburg ve Berlin Üniversitelerinde Alman Dili ve Edebiyatı ile Felsefe bölümlerinde tamamlamıştır. 1976 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü'ne öğretim üyesi olarak girmiştir. 1992 yılında aynı üniversitede Dramaturji ve Tiyatro Eleştirmenliği Anabilim Dalı'nı kurmuştur. 1998 yılına kadar burada bölüm başkanlığı görevini sürdürmüştür. 1998 yılından bu yana Almanya'da Duisburg-Essen Üniversitesi'nde Türkçe Öğretmenliği Bölümü'nde öğretim üyesi olarak çalışmaktadır. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği bünyesinde Nazan İpşiroğlu, Prof. Dr. Jale Baysal ve Prof. Dr. Şeyda Ozil'le birlikte yayına hazırladığı yaratıcı eğitim ve öğretim alanında yayınlanan çeşitli imece kitaplarının ve yurtdışında yazın, tiyatro, eğitim üzerine çıkan çeşitli inceleme yazılarının ve çevirilerinin yanı sıra, tiyatro, yazın, eğitim, çocuk ve gençlik yazını üzerine çeşitli inceleme yazıları ve çevirileri olan yazarın; ayrıca tiyatro oyunları, kısa öyküleri, anı kitapları bulunmaktadır. Prof. Dr. Zehra İpşiroğlu Köln'de yaşamaktadır. DİĞER İLÇELERİMİZ... İSTANBUL’UM II Ali Ural / Bostancı, Altay Öktem / Bağlarbaşı, Anais M. Martin / Küçük Moda, Cafer Hergünsel/ Emirgân, Cem Erciyes / Galatasaray, Deniz Kavukçuoğlu / Mühürdar, Feridun Andaç / Ortaköy, Gün Zileli / Arnavutköy, Güngör Gençay / Kuledibi, Güray Canberk / Aksaray, Güzide Ertürk / Çamlıca, Halil İbrahim Özcan / Tarlabaşı, Handan Öztürk / Yakacık, Hande Öğüt / Harbiye, Hikmet Temel Akarsu / Bağdat Caddesi, Hüseyin Akın / Kâğıthane, İo Çokona / Pera, Mahir Öztaş / Taksim, Mesut Kara / Pendik, Murat Batmankaya / Haydarpaşa, Mustafa Necati Yıldırım / Bahçelievler, Müge İplikçi / Koşuyolu, Nevra Bucak / Çiftehavuzlar, Nurduran Duman / Salacak, Piraye Şengel / Acıbadem, Rahmi G. Öğdül / Cerrahpaşa, Doğan Kuban / Toplarönü, Rozerin Doğan / Kartal, Sabri Kuşkonmaz / Fulya, Sibel Eraslan / Şile, Sibel Kilimci / İcadiye, Süleyman Erguner / Şehremini, Süreyyya Evren / Divanyolu, Tansu Bele / Sarıyer, Tarık Sipahi / Ayazma, Vecdi Çıracıoğlu / Rumeli Hisarı, Veysel Atayman / Samatya, Vural Sözer / Kilyos, Yalçın Yusufoğlu / Selimiye,
Geçen sene vakit harcadığımız bir başka konu hakkında bilgi vermek istiyoruz. Eski üyelerimizin hatırlayacağı gibi, Gümüşsuyu Parkı’nın, İnönü Stadı’nın yanından geçen tünellerin bağlantı yolları nedeniyle, daraltılıp, parkın neredeyse yarısının yola katılması nedeniyle, YK üyesi bir arkadaşımız şahsen dava açmıştı. Geçtiğimiz hafta mahkemeden gelen karar ile, dava, Mimarlar Odası’nın tünel projesi ile ilgili açtığı dava ile birleştirildi. Kamu adına takipçiliğimizin gelişerek sürüyor olması sevindirici. Biliyorsunuzdur inşaatın ilk günlerinde 1 aylığına tünel yapımını durdurmuştuk... Bir ara ve nihai karar olmasa da sevindiriciydi... Bilgilerinize...
Dostlarımız artık gelenekselleşen ve Haziran ayı içinde daima beklenen güzel ve kapsamlı şenliklerini yapıyor. Gidelim, destek olalım... 21. GALATA ŞENLİĞİ 4-6 HAZİRAN 2010
İstanbul'un en eski ve tarihi bölgelerinden biri olan Galata'da, her yıl Haziran ayında düzenlenen Galata Şenliklerinin 21.si, bu yıl 4 -6 Haziran tarihleri arasında yapılacaktır. Şenliği düzenleyen Galata Derneği 1994 yılında kurulmuştur. Galata Derneği’nin amacı; Galata ve İstanbul insanının kentsel, kültürel ve tarihsel yönden bilinçlendirilip geliştirilmesine yardımcı olmaktır. Şenlik kapsamında, 5 Haziran Cumartesi günü saat 14.00'de Yaşar Morpınar -Tomurcuk İstisnalar Müstesna Perküsyon Grubunu; 6 Haziran Pazar saat 14.00'de ise ODTÜ THBT Grubunun gösterilerini izleyebilirsiniz. Ayrıntılı bilgiye www.galata.org.tr adresinden ulaşabilirsiniz.
Sayın Cihangir Güzelleştirme Derneği Üyeleri ve Cihangir Dostları,
Ayazpaşa Derneği, Beyoğlu Güzelleştirme Derneği, Bey-Der, Cihangir Güzelleştirme Derneği ve Galata Derneği; Mart 2010 tarihinden bu yana emlak vergisi artışını ortak gündem maddesi olarak ele alıyor, etki ve sonuçlarının neler olabileceğini tartışıyor ve yapılabilirlikleri değerlendiriyor.
2010 yılı başından itibaren geçerli olan metrekare birim değerlerinin yeniden belirlenmesinin ardından Emlak Vergisi değerleri yüzde 300'e varan oranlarda artış gösterdi.
Emlak Vergisi'nde dört yılda bir yenilenen birim değerler, 2010 yılına ilişkin yeniden belirlendi. Belediye başkanı veya vekili, belediyeden yetkili bir memur, tapu sicil müdürü veya vekili, ticaret odasından 1 üye, Maliye Bakanlığı'ndan 2 temsilci ile köy veya mahalle muhtarından oluşan değer tespit komisyonları, yeni birim değerleri, sokak sokak tek tek belirledi. Bazı belediyelerin eski değerlerde yüksek artışa gittiği gözlenirken, iller arasında da çok büyük değer farkları bulunuyor. Emlak Vergisi'nde en son değer belirleme işlemi 2005 yılında yapılmıştı.
Beyoğlu Bölgesi, Gümüşsuyu, Galata ve Cihangir semtlerinde artışlar bir önceki dönemde ödenen miktarlara göre 40-45 misli fazla oldu.
Sokak Adı 2009 yılı 2010 Yılı Artış Başkurt 228,20 TL 6.800 TL 29 Misli İlyas Çelebi 148,88 TL 6.000 TL 40 Misli Yeni Yuva Sok 159,00 TL 6.800 TL 43 Misli
Emlak Vergisinde gerçekleştirilen bu artışlarla birlikte Beyoğlu ve çevresinde zorunlu göçlerin olacağı, Beyoğlu’nun bugünkü sahip olduğu sınırlandırılmış çeşitliliğinin bir darbe daha alacağı da ortadadır.
Peki ne yapabiliriz?
Birlikte yaşama hakkımızı savunmalıyız!
Bundan sonraki olabilecek karar alımlarına tedbir oluşturacak mücadele sürecimizi birlikte başlatmalıyız.
Peki Nasıl?
1.Adım: Vergilerinizi belirlenen tarihler içinde ödeyiniz. Ödemenizi yaparken aşağıdaki linki tıklayarak ulaşabileceğiniz dilekçe örneğini Beyoğlu Belediyesi’nde kayıt ettiriniz. Dilekçe örneği için tıklayın
2.Adım: Ödeme Belgeniz ve Beyoğlu Belediyesi’ne kayıt yaptırdığınız Dilekçeniz ile birlikte bize başvurunuz. Vergi mahkemesinde iade davası açmak üzere, ister çıkaracağınız vekaletname ile evraklarınızı bize teslim ediniz, isterseniz yönlendirmemizle davanızı kendiniz açınız.
3.Adım: 150 ve daha fazla kişinin bu işlemi yapması ile insan haklarına aykırı olan bu sürecin ve kanunun değişimi konusunda gerekli girişimlerin yolunun açılacağını düşünüyoruz.
4.Adım: Gelişmeleri birlikte takip edeceğiz.
Lütfen bu bilgiyi çevrenizle paylaşın!
Saygılarımızla,
BEYOĞLU SEMT DERNEKLERİ PLATFORMU Ayazpaşa Derneği / Beyoğlu Güzelleştirme Derneği / Bey-Der / Cihangir Güzelleştirme Derneği / Galata Derneği
2010 yılı başından itibaren geçerli olan metrekare birim değerlerinin yeniden belirlenmesinin ardından Emlak Vergisi değerleri yüzde 300'e varan oranlarda artış gösterdi.
Emlak Vergisi'nde dört yılda bir yenilenen birim değerler, 2010 yılına ilişkin yeniden belirlendi. Belediye başkanı veya vekili, belediyeden yetkili bir memur, tapu sicil müdürü veya vekili, ticaret odasından 1 üye, Maliye Bakanlığı'ndan 2 temsilci ile köy veya mahalle muhtarından oluşan değer tespit komisyonları, yeni birim değerleri, sokak sokak tek tek belirledi. Bazı belediyelerin eski değerlerde yüksek artışa gittiği gözlenirken, iller arasında da çok büyük değer farkları bulunuyor. Emlak Vergisi'nde en son değer belirleme işlemi 2005 yılında yapılmıştı.
Beyoğlu Bölgesi, Gümüşsuyu, Galata ve Cihangir semtlerinde artışlar bir önceki dönemde ödenen miktarlara göre 40-45 misli fazla oldu.
Sokak Adı 2009 yılı 2010 Yılı Artış Başkurt 228,20 TL 6.800 TL 29 Misli İlyas Çelebi 148,88 TL 6.000 TL 40 Misli Yeni Yuva Sok 159,00 TL 6.800 TL 43 Misli
Emlak Vergisinde gerçekleştirilen bu artışlarla birlikte Beyoğlu ve çevresinde zorunlu göçlerin olacağı, Beyoğlu’nun bugünkü sahip olduğu sınırlandırılmış çeşitliliğinin bir darbe daha alacağı da ortadadır.
Peki ne yapabiliriz?
Birlikte yaşama hakkımızı savunmalıyız!
Bundan sonraki olabilecek karar alımlarına tedbir oluşturacak mücadele sürecimizi birlikte başlatmalıyız.
Peki Nasıl?
1.Adım: Vergilerinizi belirlenen tarihler içinde ödeyiniz. Ödemenizi yaparken aşağıdaki linki tıklayarak ulaşabileceğiniz dilekçe örneğini Beyoğlu Belediyesi’nde kayıt ettiriniz. Dilekçe örneği için tıklayın
2.Adım: Ödeme Belgeniz ve Beyoğlu Belediyesi’ne kayıt yaptırdığınız Dilekçeniz ile birlikte bize başvurunuz. Vergi mahkemesinde iade davası açmak üzere, ister çıkaracağınız vekaletname ile evraklarınızı bize teslim ediniz, isterseniz yönlendirmemizle davanızı kendiniz açınız.
3.Adım: 150 ve daha fazla kişinin bu işlemi yapması ile insan haklarına aykırı olan bu sürecin ve kanunun değişimi konusunda gerekli girişimlerin yolunun açılacağını düşünüyoruz.
4.Adım: Gelişmeleri birlikte takip edeceğiz.
Lütfen bu bilgiyi çevrenizle paylaşın!
Saygılarımızla,
BEYOĞLU SEMT DERNEKLERİ PLATFORMU Ayazpaşa Derneği / Beyoğlu Güzelleştirme Derneği / Bey-Der / Cihangir Güzelleştirme Derneği / Galata Derneği
Derneğimizin girişimiyle Namık Kemal İlköğretim Okulu'na kitap bağışı yapıldı... Anadolu Kültür Derneği ile Kanat Kitap Yayınevi ve İsveç Konsolosluğu'nun ortak projesi olan, "Her Çocuğa Bir Kitap" kampanyası kapsamında semtimizde bulunan Namık Kemal İlköğretim Okulu'na 10'ar kitaptan 20 takım kitap bağışı yapıldı... 200 kitabı yöneticilerimizden alan, Okul Müdürlüğü derneğimize; 580 kayıtlı öğrencinin bulunduğu okula böyle bir bağışın yapılmasının olumlu bir girişim olduğunu ama kalan öğrencilere de kitap temininin yararlı olacağını belirten bir teşekkür mektubu yazdı...
Merhabalar. Siz üyelerimizle buluşabilmek için hep protesto seslerinin yükseldiği veya sorunlar yumağı halinde geçen toplantıları bile/isteye düzenlemiyoruz... Elbette genel kurulumuzda da, semt sakinlerimizle yaptığımız ve kimilerine belediye yetkililerini de çağırdığımız toplantılarda bu türden eleştiriler olacak. Ama öneriler de olmalı. Biri de böyle yemekli buluşmalar yönünde oldu. Birbirimizi görebileceğimiz güzel buluşmalar istendi. Umarız bu yemekli muhabbetlerimize sabah kahvaltılarını da ekleyebiliriz. Hatta semt okullarımız, çeşmelerimiz için İTÜ bahçesini kullanabilmeyi umduğumuz kermeslerimiz, panayırlarımız olur... Bunu da düşünelim, olur mu? Yemekle buluşmak üzere, sevgilerimizle... Lütfen vakit ayırın ve geliniz...
Derneğimiz 'Kente karşı işlenmiş bir imar suçu olarak yükselen' Park Oteli'nin 11 katını yıktırmakla biliniyor ama işlevimiz bununla sınırlı değil, elbette. Kaldırımlardan, çöp konteynırlarına değin uğraşıyoruz. Biliyorsunuz, Kutlu Sokak restoresinden sonra şimdi de yakın çevresindeki diğer yokuşlu/merdivenli sokakların da iyileştirmesi için belediyeyi sıkıştırıyoruz... Zaten sözleri vardı... Bu arada anımsarsınız, Alman Konsolosluğu'nun hemen karşısında yıllar önce kaçak bir çay kulübesi vardı. Çaycı gittikten sonra kaldırımda kocaman bir çukurla orası kalakalmıştı. Takibini yaptık ve kaldırımı onarttık. Bilgilerinize...
Değerli üyelerimiz, merhabalar... Derneğimizin yeni Yönetim Kurulu hem genel kurul çalışmalarının resmileştirilmesi hem de yeni dönem çalışma programı üzerine konuşmak üzere 8 Şubat tarihinde toplanmıştır... Toplantımıza katılan yeni yöneticilerimiz aşağıdaki kararları almıştır... 1- Her ayın ilk cumartesi günü düzenli toplantı yapılması ve yapılan işler ile yapılacak işler üzerinden konuşmaların yedek üyeler başta olmak üzere herkese açık olması... 2- Geçen YK'mızın Beyoğlu Belediyesi'ne verdiği iki dilekçenin takibinini yapılması... 3- Park Otel'e ilişkin son durumun ayrıntısının öğrenilmesi... 4- Semtimizdeki çöp konteynırlarının yer altına alınması... 5- Belediyeden toplantı talebi ve Beyoğlu Platformu'nda Adnan Genç ve Sevim Erdem üzerinden temsiliyetimizin sürdürülmesi... Gene üyesi oldukları Kent Konseyi çalışmalarını sürdürmeleri için Adnan Genç ve Nazlı Eğinlioğlu'nun görevlerine devam etmeleri... 6-Yemek organizasyonu için hazırlıkların yapılması ve Nisan / Mayıs aylarının esas alınması...
İlgili konuların takibi için YK'dan ve üyelerimizden arkadaşlarımızın delege edilmesi kararlaştırılmıştır...
Bir blog hazırladık ve bütün aşağıda gördünüz haberleri ve fotografları aynı gün girdik... Ama ilk haber bu olsun istedik... Park Otel temel meselemiz gibi duruyor... Blogumuza hoş geldiniz...
80'li yıllarda 23 katli otel olarak Gümüşsuyu'nda inşaatına Sürmeli otellerinin sahibi Yalçın Sürmeli tarafından başlanıldı. Ruhsat (eski) İstanbul Belediye Başkanı Bedrettin Dalan zamanında alındı. Mimarlar Odası ve (dönemin) İstanbul Belediye Başkanı Nurettin Sözen ve Ayaspaşa Derneğimiz projeye karşı çıktı… 18 kati inşaa edilen otelin yapımı yanındaki Alman Konsolosluğu’nun (8 katlı yükseklik) hizasına getirme talebi ile durduruldu. 1993 yılında otelin 10 katı Nurettin Sözen tarafından yıktırıldı. Karşılıklı davalar yıllarca sürerken, otelin yatırımcısı Yalçın Sürmeli vefat etti. 1993 yılından bugüne kadar bina 11 katı yıkılmış haldeki harabe enkaz halinde semtimizde duruyor… 2005 yılında enkaz Global Holding tarafından 30 küsur milyon dolar gibi bedava bir paraya satın alındı ve binanın yüksekliği 8 katlı kalacak haliyle Amerikan mimarlık şirketi Robert Stern Architects (RAMSA) tarafından hazırlanan yeni bir apart otel projesi ile ihya edilmeye çalışıldı. Proje duyurulunca bu kez sadece Mimarlar Odası yeni bir dava açtı ve yeni projenin hayata geçirilmesi bu dava doğrultusunda Danıştay tarafından durduruldu. Aslında yeni haline ilişkin yeni şirket yetkilileriyle de görüştük. Alışveriş merkezi ve büyük otel istemiyoruz diye… Kültür merkezi, galeri ve balo salonlarıyla, ‘özel-güzel konut’ olacağı söylendi. Belediyedeki proje de bu yönlü(ymüş)… Bu yıl Gümüşsuyu'ndaki enkazın 16. yıldönümü "kutlandi"
Galata Derneği ve Cihangir Derneği ile birlikteyiz. Her zaman... Uluslararası bir etkinlik için akıl yoruyoruz... Bitmek üzere olan bir çalışmadan söz ediyoruz ama takdir edersiniz ki, bu blogu yeni yapıyoruz. Size bir tür rapor gibi sunuyoruz bu haberleri... Ne güzel gülümsüyormuşuz...
Takdir edersiniz çalışmalarımız dernek adına yapılan işlerle bitmiyor. İstanbul'un en eski ve en değerli semtlerinden birinde olunca, çevrenize duyarlı davranmak zorundasınız... Beyoğlu Platformu çalışmalarına katılıyoruz ve elimizden geldiğince (biraz da zorlamalarımızla) Beyoğlu'ndaki işlere müdahil oluyoruz. Başka semt derneklerimiz, meslek odaları ve vakıflarla birlikte... Kasımpaşa'daki eski bir sinagogu, bir semt müzesi haline getirebilmek için yapılan çalışmalar sırasında söz konusu mekândayız... Adımıza takip eden A.Genç
Genel Sekreterimiz Erol Tulpar ve 'düz' üye Adnan Genç, koşuşturup dururlar... Bir keresinde de yazın sıcağında yolları komşu semtimiz ve kardeş derneğimiz Cihangir Güzelleştirme'nin etkinliği düştü... Bir de bildiri bastırdık ve kocaman bir fotoblog eşliğinde anlatmaya çalıştık...
Cihangir’de sanat ve tasarım bir aradaPAZ-ART 5 NİSAN’da ROMA BAHÇESİ’nde Geçtiğimiz yıl ilki düzenlenen sanat ve tasarım pazarı PAZ-ART, Cihangir ROMA BAHÇESİ’nde 5 Nisan (2007) Pazar günü yeniden açılıyor. Cihangir Güzelleştirme Derneği’nin önerisiyle, Beyoğlu Belediyesi tarafından semt içinde nefes alınabilecek bir rekreasyon alanına dönüştürülen ROMA BAHÇESİ, PAZ-ART’a üçüncü kez ev sahipliği yapıyor. Cihangir Güzelleştirme Derneği üyelerinin, Katalist tasarım ve Artane galerisinin gönüllü çabalarıyla düzenlenen sanat ve tasarım ürünleri pazarı PAZ-ART, 5 Nisan pazar günü 11.00-17.00 saatleri arasında İstanbullularla buluşacak. Her ayın birinci ve üçüncü pazar günleri tekrarlanması planlanan PAZ-ART, İstanbul’daki tasarımcılar arasında öne çıkan isimleri ve sanatçıları bir araya getiriyor. Cihangir Sanatkârlar Caddesi’ndeki ROMA BAHÇESİ, PAZ-ART’la birlikte İstanbullulara hafta sonları, boğaz manzarası ve sanatı bir araya getiren eşsiz bir manzara sunuyor.
Aralarında Nahide Büyükkaymakçı, Devran Mursaloğlu (D Art and Design), Cam Ocağı Vakfı, Camekan, Hatice Gökçe, Arzu Musa, Onok, Bülbül, Ahmet Kurt’un yer aldığı 40’ın üzerinde isim: A. Ezgi Yenidoğan, Take Away İstanbul, Artane, Art.i.Choke, Berrin Akyüz, Deniz Alpay, Deniz Pireci, Diktidikiyor, Evihan, Fivoabakkal, Fortune Cookies, Gaye Döşer, Günnur Güvenli, Hamam, Pınar Çevikoğlu, İlknur Güneş, Meliha Babalık, Meliha Coşkun, Reyhan Çezik, Safiye Mine Erdurak, Salih Demirci, Seher Özinan, Şeynaz Gider, Semra Aşçıoğlu, Şenay Akın, Zeynep Erdoğan, Serpil Erol, Songül Cabacı ile Antre Gourmet ve Duble’nin yemek standları PAZ-ART’ta yerlerini alıyorlar…
Cihangir Güzelleştirme Derneği
Sıraselviler Caddesi 186/2 34433 Cihangir - Beyoğlu / İstanbulT: 212 245 1114 - 244 5427 F: 212 245 1114 E: bilgi@cihangir.org.trDernek lokalimiz hafta içi hergün saat 13:00 / 18:00 arası hizmetinizdedir.
Eee, asıl meselemiz daima Park Oteli oldu. Yasal süreci başarıyla yürütmüş ve 11 katını kestirmişdik. Ama sonrasında öylece o kötü haliyle kalmaması için de çok mücadele ettik. Sahipleri el değiştirdi, bulduk ve konuştuk. Yeni projeler öne sürüldü; beğendik ya da beğenmedik ama mutlaka takip ettik. Belediyeden, sahipleri ve kamuoyu üzerinden... Bir basın duyurumuz sırasında... Sevgili başkanımız Zeynep Ahunbay, derdimizi basın mensupları üzerinden kamuoyuna aktarmak üzere...
Derneğimizin ikinci başkanı ve iki dönem de başkanlığımızı yapmış olan Gülseren Tansel, semtimizdeki bir resim atelyesinde yaptığımız bir tören sırasında... Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet M. Demircan ve semt sakini ve Galata Derneğimizin yöneticilerinden sevgili Cem Tüzün'le birlikte...
Sosyal Belediyecilik konusundan Bilgi Üniversitesi'nde düzenlenen bir sempozyum sırasında söz olarak, söz konusu tahribatı konuştuk. YK üyemiz Nazlı Eğinlioğlu söz aldı ve pdf sunum eşliğinde konunun uzmanı ve epeyce belediyeciye konuyu anlattı...
Ortada hesap kitap adına paylaşılan iki şey var. Kağıthane-Dolmabahçe arasındaki 2 tünelin toplam maliyeti (223 trilyon eTL) ve uzunluğu (3846 m). Sonra da bunun çeşitlemesi: Havaalanı-Dolmabahçe arası şu kadar dakikaya inecek şeklinde. İlkokul matematik bilgisiyle yol şu kadar km ve aracın hızı şu kadarsa kaç dakikada gidersin sorusuna verilen yanıt kadar basit bir hesap.
Peki neden bu tüneli otomobiller için yaptın da metro için yapmadın sorusuna yanıt yok. Buradan geçecek araç yoğunluğuna dair bir şey yok. Bu güzergahı kateden araçların Tünel çıkışında nereye dağılacağı, park edeceği yok. Tünelin çıkışında trafik sıkışıklığı olursa, tünelin içinde kaç dakika bekleyeceğin yok. Oysa araçlar için değil insanlar için ulaşım olanağı yaratılmalıydı. Çeşitli akademik çevrelerin, TMMOB ve bağlı odaların itirazları yok sayıldı.
Altımız oyulurken dikkat etmedik. Ta ki mahallemizdeki parktan 8 metre eksilene kadar. Oysa bu tünelin yaşamımıza etkisi 8 metre eksilen parkın binlerce katı kadar olacak. Yalnız Parktan yararlananlar değil Tüm İstanbul geri dönüşü olanaksız kadar zor bir değişim yaşayacak. Yanlış ve eksik hesaplara dayalı şuradan şuraya şu kadar zamanda gideceksiniz haberleri dışında, bu değişimin olumlu olacağına dair hiç bir ipucu göremiyorum.
Ayaspaşa’yı Koruma ve Yaşatma Vakfı, BJK Stadı’ın karşısında bulunan Gümüşsuyu Parkı Dolmabahçe-Piyalepaşa tüneli bağlantı yolları için kazılmaya başlandığından beri mücadelesini sürdürüyor. Ağustos ayında park panolarla çevrildiğinde, konuyla ilgili IBB’yi birçok kez aradık ama hiç birinde bilgi alamadık. Beyaz Masa’ya gönderdiğimiz dilekçe sonuçsuz kaldı. Yapılmakta olan projeyle ilgili İstanbul II Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu Müdürlüğü’ne dilekçe yazarak projenin onaylı olup olmadığını araştırdık. Kurul parkta gerçekleştirilen inşaat için kendilerinden onay alınmadığını söyleyerek inşaatı durdurdu. Ancak bir süre sonra inşaatın devam etmesi üzerine anladık ki, kurul da projeyi onaylamış.
Park’ta yapılan inşaat, bir şerit halinde parkı 8 metre küçültmesi bir yana, trafiği rahatlatacak gibi görünmüyor. Zira, tünelin çıkışından sonra Beşiktaş’a ve Kabataş’a gidiş için şerit sayısı aynı.
Dolmabahçe bölgesi tünel giriş çıkışları ve bağlantı yollarıyla bir köstebekyuvasını andırmaya başladı bile. Dolmabahçe Sarayı gibi önemli bir tarihi yapının bulunduğu bu alan bu denli yoğun trafik ve ses getirilmesi doğru mu bu da başka bir soru. Proje ile Dolmabahçe Sarayı ve Camisi ile Istanbulluların sakin bir gün geçirebilecekleri, deniz havasından yararlanabileceği bu ender alan, trafiğe kurban ediliyor. Yolun geçmediği alanlarda bile, yoğun trafiğin yaratacağı gürültü kirliliği ve otopark problemi Gümüşsuyu semtinin çehresini değiştirecek.
Semtimizi Dernek YK üyemiz ve en genç kardeşimiz Nazlı Eğinlioğlu gezdirdi. AKM önünde buluştuk ve tabii Park Oteli ile İnönü Stadı arasındaki her yeri tarihi ve mimari bilgisiyle gezdik... Geziye katılanların çeşitliliği nedeniyle Nazlı, İngilizce-Türkçe rehberlik yaptı. Teşekkürler...
Kutlu Sokak, ‘Kutlu Olsun’… Bir yaz boyunca uğraştık 2009'da... Semt sakinleriyle birlikte... Belediye sokağımızı hemen hemen istediğimiz gibi yaptı... Teşekkürler...
Ağır, ağır çıkacaksın bu merdivenlerden, Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak, Ve bir zaman bakacaksın semâya ağlayarak... AHMED HAŞİM
Beyoğlu’nun merdivenli sokakları herkesçe bilinir… Şairin geçen yüzyılın başında yazdığı dizelerde belirttiği gibi Gümüşsuyu semtimizin sokaklarının pek çoğu yokuşlu ve merdivenlidir. İnsanımızı yorabilir… Hele hele gün batımı işinizden evinize doğru sahilden yukarıya tırmanıyorsanız… Her biri artık neredeyse yok olmuş tarihi konaklara dokunarak geçilen bu sokakların dili olsa, Osmanlı’nın son dönemlerini de Cumhuriyet’in kuruluş günlerini de sahici bir tanıklık edasıyla anlatır. Emin olun… Kutlu Sokak da, bu sokakların en başında gelir… Park Otelin hemen güney batı yamacında yer alan sokak sizi hemencecik kendine çeker… Ortasında yer alan refüjdeki dut, çınar ve ladin size yazın da kışın da gölge sağlar… Usul usul inerken, sokağın iki yanından aşağıya doğru sıralanan evlerin minnacık sundurmaları artık baharı bekliyor. Çiçeklenecekler… Ama, ağaçlar şimdiden ‘kış tohumu’ vermeye başladılar bile… Kutlu Sokak sakinleri şimdilerde pek keyifli, mutlu ve müteşekkir… Çünkü Ayaspaşa Derneği ile ortaklaşa bir çalışma yürüten Beyoğlu Belediyesi; 8 aylık bir imalat sonrasında sokağı yeniledi. Aylarca süren ve hem belediyede hem de sokak sakinlerinin mekânlarında ağırlanarak; projesinden malzemesine değin halkımızla birlikte konuştuk. Ortak kararlar aldık… Yapım sürecini sabırla izleyen sokak sakinleri geçen cumartesi günü, bereketiyle gelen yağmurun şıpırtısı eşliğinde sokaklarını açtı. Onca zaman çekilen mihnet, gürültü ve eziyet artık mutluluk yapan bir keyfe dönüşmüştü. ‘Şiir gibi olmuş’ ifadesiyle taçlanan yenileme çalışması bitmiş ve bahar aylarını bekliyordu, sokak sakinleri… Çünkü bu kez nisan sonuna doğru daha şenlikli geçmesi planlanıyor sokaktaki etkinliklerin.
KUTLU SOKAK; YENİ BİR PLATO… Kutlu sokak artık bir plato olacak… Tabii yaşayanlarının hoşgörüsüyle… Bir ‘Ressamlar Sokağı’ olacak. Hafta sonları panayırlar planlanıyor… Semtimizin derneği Ayaspaşa Derneği ile birlikte belediyemiz, yaz aylarında ve muhtemelen haftada bir olmak üzere ‘açık hava sineması’ kuracak… Sokakta yaratılan keyifli beraberlik ruhu, artık diğer merdivenli sokaklarımıza da dalga dalga yayılıyor… Güzel mekânları hepimiz hak ediyoruz. Elbirliğiyle… Kutlu Sokak, ‘Kutlu Olsun’…
Gümüşsuyu'ndaki bir evimizin çatı katından Güzel Boğaziçimiz'in girişden bir panorama... Dünyanın cazibe merkezlerinden biri ve huzur verici bir manzara... Hep böyle kalsın dileriz...
GÜMÜŞSUYU – AYASPAŞA ÜZERİNE KOORDİNATLAR
Taksim Meydanı’ndan, doğuda Dolmabahçe, güneydoğuda Kabataş’a doğru inen dik yamaçlar üzerinde, İnönü (eski Gümüşsuyu) Caddesi ile Kabataş arasındaki yörede kurulu, Beyoğlu ilçesine bağlı semttir. Gümüşsuyu Mahallesi olarak da bilinir.
Semt, adını, Kanuni Sultan Süleyman’ın (1520-1566) sadrazamlarından olan Ayas Paşa’dan alır. Ayas Paşa, Arnavutluk’ta Cimara (Himara) kasabasında doğmuştur. Enderun-u Hümayun’dan yetişmiş, Kanuni döneminde sadrazamlığa kadar yükselmiş, devlete pek çok yararlılıkları bulunmuş ve 1539’da vebadan ölmüştür. Ayas Paşa’nın, adıyla bilinen bu semtte havuzlu bahçe içinde bir konağı olduğu bilinmektedir.
TARİHİ Atatürk Kültür Merkezi ve Taksim Gezisi’nin güneydoğusunda, Park Otel’in her iki yanında ve altında uzanan semt, Kabataş’a doğru inen sırtlarda kurulduğu için dik yokuşlu, çoğu merdivenli dar sokakları, cadde üstünde ve bu sokaklardaki çoğu yüzyılın ilk çeyreğinden kalma eski apartmanları, Alman Konsolosluğu (Alman Elçiliği Binası) ve bazı görkemli binalarıyla kentin kendine özgü çizgiler taşıyan geleneksel, seçkin yerleşme bölgelerinden biridir.
Atatürk Kültür Merkezi’nden başlayıp tam bir dirsek çizerek Gümüşsuyu Askeri Hastanesi’nin önünden geçip aşağı, Dolmabahçe’ye doğru inen İnönü Caddesi, Ayaspaşa’nın üst sınırını belirler. İnönü Caddesi’nin her iki yanında bakımlı ve eski apartmanlar yükselir. Semt İnönü Caddesi’nin dirseğinin altında, yamaçta uzanır.
Ayaspaşa’nın Dolmabahçe yönünden Taksim’e doğru, eski ve önemli sokakları Bağ Odaları (Bugün Tarık Zafer Tunaya Sokağı), Beytülmalcı, Sulak Çeşme, Çifte Vav, Selime Hatun Camii, Saray Arkası, Ayaspaşa Camii, Kutlu, Bolahenk, Hariciye Konağı, Sağlık Sokaklarıyla semtin sınırını çizen Pürtelaş ve Sormagir Sokaklarıdır. Parke taşlı, bol kıvrımlı bu sokakların çoğu merdivenlerle kesilir ya da bir çıkmazla son bulur.
Ayaspaşa semtinin bulunduğu yöreye ait ilk Osmanlı kayıtlarından buranın sık koruluk olduğu anlaşılmaktadır. Evliya Çelebi’ye göre burada, 16. yüzyılda padişahın köpeklerinin yetiştirilip beslendiği bir “Samsunhane” ve onun yakınında da Evliya’nın “Müneccim Kuyusu Mesiresi” dediği bir mesire, bir de “Ayaspaşa Havuzlu Mesiresi” vardı. Ayaspaşa’nın büyük havuzlu bahçesinin ise gü nümüzün Cennet Bahçesi’nin yerinde olduğu sanılmaktadır. Bölgedeki arazinin büyük bölümü Ayas Paşa Vakfı’na aitti.
17. yy’dan itibaren Taksim’den şimdiki İnönü (Gümüşsuyu) Caddesi’nin dönemecine kadar uzanan ve Ayaspaşa’nın büyük bölümünü kapsayan yöre aşağılara, Dolmabahçe’ye kadar mezarlık haline gelmiştir. 1615’te yapılan bir anlaşmayla burada, yukarılarda, Taksim’e daha yakın bir bölgede Hıristiyanlara da bir mezarlık yeri tahsis edilmiş ve bütün bu yöre, 19. yy ortalarına kadar “Grand Champs des Morts (Büyük Mezarlık)” olarak anılmıştır.
Tanzimat’tan sonra Batılaşma süreciyle birlikte İstanbul’un yapısı yavaş yavaş değişirken o dönemlere kadar yabancıların, Levantenlerin, Hıristiyanların bölgesi sayılan Pera ve çevresine Müslüman Türk nüfusunun kalburüstü kesimleri de rağbet etmeye başlayınca, kentin yerleşim bölgeleri Talimhane, Taksim ve nihayet Ayaspaşa’ya doğru genişlemeye başlamıştır. Kentin ortasındaki büyük mezarlığın görünümü göze batar olmuş ve 18. yy ortalarından itibaren Hıristiyanlara Feriköy çevresinde bir mezarlık alanı sağlanmış, Ayaspaşa Mezarlığı da yavaş yavaş kaldırılmıştır.
1850’lere kadar burada önemli bir yerleşmenin bulunmadığı bilinmektedir. Yine 19. yy ortalarına kadar İstanbul’a gelmiş yabancıların çoğu, kenti anlatırlarken “Grand Champs des Morts”dan söz etmişler, İstanbul ve çevresinin en güzel manzaralarından birinin bu noktadan seyredilebileceğini, mezarlığın Boğ az’a, Üsküdar’a, Adalar’a, hatta Mudanya Dağları ve Alemdağ’a kadar tüm ufka hakim olduğunu yazmışlardır.
Semtteki ilk ö nemli bina, 1870’de büyük Beyoğlu yangınından sonra tümüyle yanan Alman Sefareti’nin, Ayaspaşa Mezarlığı’nın bir bölümünde verilen yere kurulan yeni binasıdır. 1877’de biten binanın çatısında Prusya kartallarının heykelleri olduğu için o dönemde halk arasında “Kuşlu Saray” diye bilinirdi. Alman Sefareti’nin yapıldığı tarihte, etraf henüz mezarlıktı.
“Kuşlu Saray”ın biraz üstünde Dolmabahçe’ye bakan yamaçta ise 1849’da yapılmış Gümüş suyu Askeri Hastanesi ve halen İstanbul Teknik Üniversitesi binalarından biri olan Gümüşsuyu Kışlası binaları vardı. Dolmabahçe Sarayı’ndan yukarı, Taksim’e doğru çıkan ve mezarlığı ikiye bölen toprak yol ise bugünkü İnönü Caddesi’dir.
Semtin hem tarihini hem de bugününü belirleyen önemli bir bina da bugün artık yerinde bulunmayan, ama semtin tarihine olduğu kadar geleceğine de damgasını vuran Hariciye Konağı’dır. Padişah’a itimatnamesini 1887’de sunan İtalyan Büyükelçisi Baron Alberto Blanc’ın sefaret binası olarak inşa ettirdiği yapı, kısa süre sonra II. Abdülhamid tarafından satın alınmış ve Berlin sefiri iken hariciye nazırı olarak İstanbul’a dönen Ahmed Tevfik Paşa’nın ikametine tahsis edilmiştir.
İnönü Caddesi üzerindeki tek ahşap yapı olan Japon Elçiliği ise 1904’te yapılmıştır. Konağın ilk sahibi Osmanlı Bankası müdürlerinden Pangiris’dir. Japon Konsolosluğu, Pangiris adını Pandelli olarak vermekle birlikte bunun eski yazıyı okurken yapılan bir hatadan kaynaklandığı sanılmaktadır. 1928’de bina Japon Elçiliği’nin mülkiyetine geçmiş, bugüne kadar da eski haliyle korunmuştur.
Ayaspaşa’da bulunan eski binalardan biri de Sarayarkası Sokağı’ndaki Ayaspaşa Hamamı’dır. Ancak bina I. Dünya Savaşı sırasında Fransız Cizvitleri tarafından satın alınarak kiliseye dönüştürülmüş, eski görünümünü tümüyle kaybetmiş, sadece hamamın kubbeli bölümü aynen bırakılmıştır.
Selime Hatun Camii Sokağı’na adını veren mescit 1930’larda ibadete kapatılmış ve minaresi yıktırılmış, daha sonra Demokrat Parti döneminde onarılarak tekrar açılmıştır.
Özenli, görkemli apartmanlarıyla da tanınan Ayaspaşa’daki konut ve apartmanların tarihinin 1925-1930’lardan geriye gitmediği anlaşılmaktadır. 19. yy’ın ortalarına kadar mezarlık olan semtte mezarların tümüyle kalkması uzun bir döneme yayılmıştır. Ayaspaşa’nın eski sakinleri mezarlığın bütünüyle kalkmasının tarihi olarak 1925’i vermektedirler. O sıralarda vilayet bu bölgede arazi satışına başlamış, arsalar birkaç kişi tarafından çok ucuz fiyatla kapatılmış ve ilk olarak Park Otel’in karşı sına Ayaspaşa Apartmanı yapılmıştır.
Diğerleri arasında, Ankara Palas, Kardeşler, Gümüşsuyu Palas, Hayırlı, Rüya, Pamir apartmanları gerek tarihleri ve kendilerine özgü üslupları, gerekse günümüzde birçok ünlü sanatçının, aydının, eski İstanbullunun konutları olmalarıyla, özellikle hatırlanmaya değer.
1930’lardan itibaren semtin profilini ve havasını belirleyen en önemli yapı ve merkez, kuşkusuz Park Otel’dir. Park Otel’in sadece bir bina ve otel olmaktan ibaret olmayan tarihi ve 1981 sonrasında kent profiline ilişkin en büyük tartışmanın odak noktası olarak günümüzdeki durumu hep dikkat çekici olmuştur.
Günümüzde İnönü Caddesi’nin iki yanındaki apartmanlarının alt katlarında turizm acenteleri, çeşitli dükkanlar ve restoranlar açılmışsa da yöre hâlâ İstanbul’un Beyoğlu kesiminin muteber ve seçkin bir yerleşme alanıdır.
AYAŞPAŞA’DAKİ ESERLER
PARK OTEL Gümüşsuyu’nda, İnönü Caddesi üzerindedir. Yeni Park Otel’in yerinde ilk bina, 19.yy’ın sonunda İtalya Büyükelçisi Baron Blanc tarafından yaptırılmış olan konaktı. Elçilik konutu olarak tasarlanmı ş olan bu “süslü görünüşlü, güzel” konut, elçinin geri çağrılması, İtalya hükümetinin konağın yapım bedelini ödememesi ve güç durumda kalan elçinin başvurusu üzerine II. Abdülhamid (1876-1909) tarafından satın alındı. Abdülhamid, konağı, Hariciye Nazırı Tevfik Paşa’ya verdi. Böylece eski İtalya elçiliği binası Hariciye Nezareti Konağı’na dönüşmüş oldu. II. Meşrutiyet’ten sonra Tevfik Paşa Londra’ya elçi olarak gönderilince konakta bir süre Hariciye Nazırı Rıfat Paşa oturdu.
N. Duhani, eski Blanc Konağı’nın çok önemli diplomatik temaslara ve buluşmalara sahne olduğunu ve genellikle en önemli ve mahrem çalışmaların burada yapıldığını, konağın o yıllarda “Hariciyenin mutfağı” olduğunu belirtmektedir. Daha sonra sadrazam olan A. Tevfik Paşa’nın mülkiyetindeki bu görkemli konak, 1911’de yandı. I.Dünya Savaşı’ndan sonra İstanbul’a dönen Tevfik Paşa ve ailesi konağın ayakta kalmış bölümüne yerleşti.
Konağı otele dönüştürme fikri, savaş sonrası koşullarında ve ilk kez o yıllarda Tevfik Paşa’nın İsviçre asıllı eşi Elisabeth Tschumi tarafından ortaya atıldı. 1922’de ilk otel projesi çizildi. Bunu başka projeler izledi. 1930’da Tevfik Paşa’nın oğulları tarafından yeniden inşa edilerek ve sonra da değişiklik ve eklerle genişletilerek otel yapıldı. Başlangıçta otelin adı “Miramare” idi.
Tevfik Paşa ve ailesi otel işletmede zorluklarla karşılaşınca kiralama yoluna gitti. Bir çok kez el değiştirdikten sonra Aram Hıdır yönetiminde “Park Otel” adını alarak yenilendi ve Pera Palas ile Tokatlıyan Otellerinin yanısıra İstanbul’un en lüks konaklama mekanlarından biri oldu.
1970’li yıllara kadar yüksek düzeyini sürdüren Park Otel’de çok sayıda ünlü ve önemli kişinin konakladığı bilinmektedir. 1930’lu yılların en seçkin müşterisi Atatürk idi. O yıllarda İstanbul’a gelen önemli kişiler de burada ağırlanırdı. Örneğin İngiltere Kralı VIII. Edward’ın M.S. Simpson’la bu otelde kaldığı ve burada onuruna görkemli bir yemek verildiği bilinmektedir. Yahya Kemal Beyatlı da uzun yıllar ve sürekli olarak bu otelde kalmıştı. Park Otel’in birinci katını kendine ayırtan Başbakan Adnan Menderes de bir başka seçkin konuk olmuş tu.
Ne var ki yeni açılan büyük oteller karşısında teknolojik olanaklardan yoksun ve demode görünen ve giderek gözden düşen Park Otel 1979’da kapatıldı. Mali güçlüğe düşen Aram Hıdır, tüm eşyasını satarak 1981’de Mengerler şirketine devretti. Devirden önce Anıtlar Yüksek Kurulu, Park Otel için şaşırtıcı bir karar vermişti. Kurul, 11 Şubat 1978’te aldığı bir kararla otelin yıkılabileceğini belirtiyordu. Bu kararla Park Otel’in on yılı aşan imar ve koruma serüveni başlayacaktı.
Tüm tarihi verilere karşı verilen yıkılabilirlik izni daha sonra yeniden gözden geçirilecek, 1983’te bu kez otelin korunmasına ve restorasyonuna karar verilecekti. Ancak burada çok yüksek bir rant söz konusuydu ve oteli satın alanlar, inatçı ve güçlü gruplardı. Yeni projeler, yeni öneriler belediye başkanları, belediye meclisleri, imar büroları ve yüksek kurul arasında gidip gelmeye başladı. Turizm Bakanlığı’nın da devreye girdiği bu, istenilen imar durumunu elde etme mücadelesi 20 Haziran 1988’de dönemin Büyükşehir Belediye Baş kanı Bedrettin Dalan’ın imzaladığı bir kararla sonlandı ve Park Otel’in 33 katlı bir yapı olarak inşa edilme hakkı elde edildi.
Ne var ki bu gelişmelere direnenler ve kentsel ölçüleri tahrip edecek bu inşa iznine karşı kamuoyu desteği yaratmaya ve bir direnme cephesi kurmaya çabalayanlar da vardı. Önce bir aile direnmeye başladı. Park Otel temel hafriyatının içinde olan evini satmamakta direnen Tunç Ailesi, istimlak kararına karşı Şubat 1989’da İdare Mahkemesi’ne başvurdu. Semt sakinleri aralarında örgütlendi ve Mimarlar Odası’nın ve diğer meslek kuruluşlarının ve kamuoyunun desteğini aldı. Davalar açıldı. Gökdelen yükselirken bir yandan da kenti koruma adına inatçı, sabırlı, özverili ve neredeyse nefes nefese bir hukuk savaşı verildi.
Yeni Büyükşehir Belediyesi yönetiminin desteğini alan örgütlenmeler, sonunda başarıya ulaştı. Park Otel gökdeleni, kurul ve meclislerin onayladığı düzeye, yanındaki Alman Konsolosluğu Binası’nın düzeyine kadar yıktırıldı. Böylece Park Otel olayı, Taşkışla ile birlikte Türkiye’de kentsel koruma alanının en önemli ve başarılı örneğini oluş turdu.
Büyük tarihi önemlerine karşı bu serüvene konu olan yapıların mimari kimliği yeterince açık değildir. Baron Blanc’ın konutunun yapım tarihi ve mimarı henüz saptanamamıştır. Eski fotoğraflarından yalnızca bu elçilik konutunun üç katlı, neorönesans üslubunda, ortasında öne çıkan kitlesi, üstte bir üçgen alınlıkla bitirilen görkemli bir yapı olduğu anlaşılmaktadır.
1930’lu yıllardaki Park Otel’in de mimarı ve kesin yapım tarihi bilinmemektedir. Yine fotoğraflarından, onun güneye dönük “U” biçiminde bir kitlesi olduğu ve boydan boya balkonlarla İstanbul’un tarihi peyzajına, Sarayburnu panoramasına açıldığı görülmektedir. İnönü Caddesi’ne geniş bir bahçe bırakılarak geriye ç ekilmiş olan bu otel cephede iki katlı, büyük eğimden ötürü güney cephesinde altı katlıdır. Fotoğraflarından ve anılardan bu yapının, 1930’ların en güzel art deco uygulamalarından biri olduğu söylenebilir. Çok tanınmış yemek salonu ve barı, bu beğeninin seçkin birer örneği idi.
ALMAN ELÇİLİK BİNASI Alman İmparatorluk Sarayı olarak da tanınan ve bugünkü adıyla Almanya Federal Cumhuriyeti Başkonsolosluğu binası olan yapı, Gümüşsuyu, İnönü Caddesi üzerinde yer almaktadır.
Yapı, II. Alman İmparatorluğu döneminde İstanbul’da inşa edilen ilk Alman Elçilik binasıdır. Prusya Elçiliği’ni barındıran eski binanın ihtiyaçları karşılayamaz ve onarıma muhtaç duruma gelmesi üzerine yeni bir tasarımın oluşturulması ve uygulanması söz konusu olmuştur. Bu görevi üstlenen Kölnlü Eyalet mimarı Hubert Goebbels, biri mevcut arsanın değerlendirilmesine, diğeri de 1871 yangınında boşalan yakın çevredeki arazinin de dahil edilmesine dayanan iki proje geliştirmiştir. Bu arada yeni projenin, yapılaşmanın olmadığı yeni ve serbest bir çevrede in? ?a edilmesi düşüncesi de gündeme gelmiş ve bugünkü binanın işgal ettiği yerdeki ilk arazi satın alınarak zaman içinde genişletilmiştir.
Galata Serdar-ı Ekrem Sokağı’ndaki ilk arsada ise bugün “Doğan Apartmanı” yükselmektedir. Arazinin bir kısmını kaplayan mezarlıktan yalnızca Silahdar Ali Ağa ve ailesinin mezarları, anlaşma üzerine korunmuştur. Büyük bir yer edinme arayışında, Rusya, Fransa ve İngiltere elçiliklerinin yerleştiği alanlarda daha küçüğüne razı olmayarak Almanya’nın prestijine uygun bir çözüme varılması isteği de rol oynamıştır. Sonuçta, başka koşullar için üretilen proje, değişiklerle yeni bir duruma uyarlanmıştır. İnşaat 1874’te başlamış ve 1 Aralık 1877’de binanın açılışı gerçekleştirilmiştir.
Yapı malzemesinin bir kısmı başka ülkelerden gelmiştir. Ana korniş ile pencere silmelerinin taşları Arles’den getirilmiş, tuğ lalar da kısmen Liborna’da kısmen de yerel bir işletmede üretilmiştir. Bir ülkenin yabancı topraklarda tipik mimarisi ile temsil edilmesi ve zamanın uluslararası geçerli stil öğelerinin bağdaştırılması, mimarın tasarımdaki çıkış noktalarıdır.
Ana bina, kısa kenarlarında birer çıkma bulunan büyük, dikdörtgen bir kütleden ibarettir. Kütle ve cephe düzeninde neorönesans bir yaklaşım egemenken, yalın bir klasisizm ve özellikle cephede çıplak tuğla kullanımı Prusya mimari geleneğine bağlanmaktadır. İç mekanların tefriş edilmesinde de diğer bazı önemli elçiliklerin standardı gözetilmiş ve eldeki kısıtlı maddi olanağa rağmen öncelikle büyük kabul salonlarına değerli Türk halıları, abajurlar ve ampir üslubunda mobilyalar yerleştirilmiştir. Önemli salonlar ve geçiş mekanları, klasisizm içinde “Prusya görkemi”ni vurgulamaktadır. Özgün eşyanın çoğu, binaya zaman içinde iki kez el koyulduğu için kaybolmuştur.
AYASPAŞA MEZARLIĞI Beyoğlu’nda Taksim civarında bu isimle anılan semtte idi. Gümüşsuyu Caddesi’nin Taksim’le çizdiği kavsin içindedir. Arazinin fevkalade kıymet bulması ve Taksim gibi karşı tarafın göbeğini teşkil eden bir yerde oldukça büyük bir mezarlığın bulunuşunun hoş görülmemesi üzerine buradaki kabirler nakledilerek ifraz edilmiş ve satılan arsalar üzerinde apartmanlar yükselmiştir.
Yunan Muharebesi’nde yaralı olarak İstanbul’a getirilip de hastanede vefat eden şüheda bu mezarlıkta gömülü oldukları için Ayaspaşa Mezarlığı’nın kaldırılması projesi bir zamanlar İstanbul gazetelerinde uzun münakaşalara mevzu teşkil etmiştir.
GÜMÜŞSUYU PALAS Ayaspaşa’da, İnönü Caddesi’ndedir. 1900’lü yılların başlarında yapılan bina, Ayaspaşa’nın ve İstanbul’un en eski apartmanlarından biridir. Mimarı bilinmemektedir. Azaryan ailesi tarafından yaptırılmıştır. 1939’a kadar “Azaryan Apartmanı” olarak tanınıyordu. Bu tarihte Fransa’ya yerleşmiş olan sahipleri tarafından satıldığında “Gümüşsu Palas” adını almıştır. 1939’da mimari ve süsleme özellikleri korunarak kalorifer ve asansör tesisatı yapılmış, aynı zamanda büyük bir onarım geçirmiştir. Halen, semtin bütün büyük binaları gibi işhanı olarak kullanılmaktadı r.
Kagir, beş katlı apartmanın caddeye bakan ana caddesi ve Sulak Çeşme Sokağı tarafındaki yan cephesi zamanın bazı küçük aşındırmaları dışında orijinal hüviyetleri ile günümüze gelmiştir. Deniz tarafındaki, aslında hayli sade olan cephesine ise balkonlar eklenmiştir. Cephesi, art nouveau, ampir, barok gibi çeşitli Batı süsleme üsluplarının karıştığı taş taklidi kabartma süslemeleri ile dikkati çeker.
JAPON ELÇİLİK BİNASI Bugün Japonya’nın İstanbul başkonsolosluğu olarak kullanılan ve Gümüşsuyu İnönü Caddesi üzerinde bulunan üç katlı ahşap yapı, 20. yy başlarında, Osmanlı Bankası’nın o zamanki müdürü Pangilis Bey’in evi olarak inşa edilmişti. Binanın inşa tarihi olarak kaynaklarda verilen tarih 1904’tür. Aynı kaynaklar Pangilis Bey ve ailesinin, özellikle 1910’ların sonlarından itibaren evlerinde dönemin modern topluluğunu ve İstanbul’daki yabancı diplomatik erkanı ağırladıklarını ve binanın zengin bir yaşama sahne olduğunu bildirmektedir.
Bugünkü İnönü Caddesi, Sulak Çeşme ve Hacı Kadın Sokakları ile çevrili hayli eğimli bir arsa ü zerinde bulunan bina, bu topoğrafik yapıya bağlı olarak, üç ana katına eklenen ve güney cephesinde açığa çıkan bodrum katı ile dört kata ulaşmakta, genişçe bir çatı katı ile beş katlı bir geç dönem İstanbul malikanesi ortaya çıkmaktadır. Bu ölçüleriyle, yönetimsel işlevler için elverişli bulunan bina, 1921’de Japon hükümeti tarafından diplomatik temsilcilik binası olarak kiralanmış ve 1928’de Japonya’nın malı ve elçilik binası haline gelmiştir.
1937’de elçilik, yeni başkent Ankara’ya taşı nınca bina önceleri elçiliğin yazlık konaklama mekanı olarak kullanılmış, 1953’ten sonra ise İstanbul başkonsolosluğuna dönüştürülmüştür. Halen başkonsolosluk büroları ve temsili faaliyetlerinden başka başkonsolos ikametgahı olarak da kullanılan yapının zaman içinde bu farklı kullanımlarından doğan yıpranma ve bozulmalardan arındırılması ve nitelikli bir temsili kimliğe kavuşması için Japon hükümeti tarafından bir program geliştirilerek kapsamlı bir restorasyon projesi hazırlatılmıştır.
Restorasyon projesi için yapılan analitik çalışmalar sırasında, binanın inşa edildiği tarihten bugüne, mekan, biçim, üslup ve yapım özellikleri açısından sürekli değişikliklere uğradığı görülmüştür. Binanın inşa edildiği yıllarda, içinde bulunduğu Taksim semti önemi gittikçe artan bir şehir bölgesi durumundaydı. Büyük askeri binalar ve kiliseler gibi önemli bazı yapıların yanısıra, o döneme ait eski fotoğraflarda da görüldüğü gibi, yakın çevrede binanın benzeri ahşap evler de bulunmaktaydı. Binanın başlangıçta, bu doku içinde yer alan bir bahçeli evden bitişik bir eve dönüştüğü; bu dönüşüm ve büyümenin hem yatayda hem de düşeyde, bölüm ve kat ekleri şeklinde geliştiği anlaşılmaktadır.
Binanın taşıyıcı sistemi, mekansal kurgusu ve bölümlenmesi ile biçimsel ve üslupsal özellikleri arasındaki kimi çelişkiler, sonradan yapıldığı açıkça belli olan ekler bu katmanlaşmanın “arkeolojik” kanıtlarıdır. Özellikle konsolosluk binası olarak kullanılmaya başlandıktan sonra yapılan müdahaleler ve yeni teknik donatım gerekleri, zaten var olan karmaşık mimari kurguyu daha da zorlamıştır. Ortaya, kimisi görkemli ve incelikli, kimisi de sıradan ya da bozulmuş nitelikte mekan ve cephe özellikleriyle belirginleşen neoklasik, neobarok, geç Osmanlı, Viktoriyen ve oryantalist motiflerle bezeli bir geç dönem yapısı çıkmıştır.
GÜMÜŞSUYU KIŞLASI Taksim’den Dolmabahçe’ye inen Gümüşsuyu Caddesi ü zerinde, Gümüşsuyu Askeri Hastanesi’nin yanında yer alır.
Hademe-i Hassa ve Muzıka-i Hümayun efradı için 1850’li yı llarda yaptırılmaya başlanmış, yapımına bir süre ara verildiğinden Abdü laziz zamanında (1861-1876) 1862’de tamamlanmıştır. Muzıka-i Hü mayun’un, Hademe-i Hassa efradından daha kalabalık ve önemli olması nedeniyle kışlanın adı zaman zaman “Muzıka-i Hümayun Kışlası” olarak da geçmektedir. Aralıklı olarak gerçekleştirilen onarımlar ve ek binalarla günümüze farklı bir biçimde ulaşan Gümüşsuyu Kışlası ’nın mimarının Sarkis Balyan Bey olduğu yönünde görüşler vardı r.
19. yy’da değişen değerlerin ve işlevlerin etkilerinin mimari alanına da yansımasıyla birlikte yapılmaya başlanan Batılı anlamdaki kışla binaları arasında yerini alan Gümüşsuyu Kışlası Ayaspaşa Mezarlığı’na ait alan üzerine inşa edilmiştir.
Geniş bir orta avlu ile onu çevreleyen yapı kanatlarından oluşan Gümüşsuyu Kışlası bu haliyle tipik Batılı kışla şemasının en karakteristik ve sade bir örneğini sergiler.
Halen İstanbul Teknik Üniversitesi bünyesinde kullanılan yapı batı cephesinde iki katlı, Dolmabahçe’ye bakan cephesinde ise bodrum ü zerine dört katlıdır. Son derece sade bir cephe düzenine sahip olan yapının köşeleri, birer pencere aksı kadar genişletilerek ve bir kat yükseltilerek belirginleştirilmiştir. Ancak son onarımlarda ara bölmelere birer kat eklenmesi nedeniyle köşe kuleleri ile olan ayrım yok edilmiştir.
Katlar birbirinden sade kornişlerle ayrılmaktadır. Cephesinde köşe çıkmaları dışında bir hareketlilik gözlenmeyen yapının bu görünümü deniz cephesinde yer alan barok mimari tarzındaki kıvrımlı merdiven ile bozulur. Merdiven aynı zamanda, yapının değişmeden günümüze ulaşan tek öğesidir. Merasim girişi olarak kullanılan merdiven yamaca ustalıkla oturtulmuştur. Cephenin ortasından tek kollu inerken, bir sahanlıktan sonra ikiye ayrılır ve barok bir açılma ile yola kıvrılarak iner.
GÜMÜŞSUYU ASKERİ HASTANESİ Taksim’den Dolmabahç e’ye inen Gümüşsuyu Caddesi üzerinde, Gümüşsuyu Kışlası’nın hemen yanında yer alır.
Abdülmecid’in Taşkış la’daki ve Gümüşsuyu Kışlası’ndaki topçu askerlerinin tedavileri için bu yörede bir hastane yapılmasını emretmesi üzerine, Taksim’de Ayaspaşa Mezarlığı’nın bulunduğu Üsküdar’a bakan meyilli tepenin Gümüşsuyu mevkiinde yapımına başlanmıştır. İnşaat nedeniyle mezarlığın kısmen kaldırılması halk arasında Abdülmecid aleyhinde sözler söylenmesine sebep olmuştur.
1847’de başlayan yapım ç alışmaları iki sene sürmüş ve 1849’da başta Abdülmecid olmak üzere devlet ileri gelenlerinin bulunduğu bir törenle hastane, hizmete girmiştir. İstanbul’da Haydarpaşa Askeri Hastanesi’nden sonra yapılan ikinci askeri hastanedir.
Hastanenin kırkar yataklı büyük koğuşları ve toplam 350 yatağı vardı. Koğuşlar hasta başına düşen hava miktarının arttırılması amacıyla yüksek tavanlıydı.
Uzun yıllar orduya hizmet eden hastane, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nda Miralay Lefter Bey yönetiminde kadrosunun çok üstünde hasta kabul etmiştir. Hastane hekimlerinden Operatör Hazım Paşa 1892’de burada ilk modern cerrahi servisini kurmuştur. Bundan sonra hastane özellikle cerrahi alanında büyük bir ün ve itibar kazanmıştır. 1909’da ihtisas dalları kurulmuş ve röntgen, asabiye, KBB, deri-frengi hastalıkları servisleri çalışmaya başlamıştır.
Balkan Savaş ı (1912-1913) sırasında Alman Kızılhaç örgütünden doktor Hitzeler ile 4 hasta bakıcı ve 2 hemşireden oluşan bir ekip çalışmalarını bu hastanede sürdürmüştür. Savaş sonunda başhekimliğe Miralay Süleyman Numan ile Operatör Yüzbaşı Mazlum atanmışlardır. Süleyman Numan Bey burayı ö rnek bir hastane haline getirerek, Alman hemşireler çalıştırmıştır. I. Dünya Savaşı süresince hastane ordu sıhhiye ikmal deposu görevini yapmış, hasta akını karşısında Ayaspaşa Mezarlığı duvarı dibine iki pavyon ve bir baraka yaptırılarak bunlar bulaşıcı hastalıklar ile asabiyeye ayrılmış ve yatak kapasitesi 1200’e çıkarılmıştır.
1919’da Fransızlar tarafından işgal edilen Gülhane Tatbikat Hastanesi geçici olarak hastanenin orta bahçesinde kurulan barakalarda hizmet vermiştir. İstanbul’un kurtuluşundan sonra hastane 500 yatakla faaliyetini sürdürmüştü r.
II. Dünya Savaşı’nda, özellikle 1943’ten itibaren Trakya ve İstanbul civarında yapılan yığınakların acil cerrahi vakalarına müdahale edebilen ve devamlı cerrahi servisi bulunan tek hastane burasıydı.
Hastane çeşitli tarihlerde onarım görmüştür. 1954-1955’te arkada bulunan mutfak ve ek kısımlar yeniden ele alınmış ve buradaki barakalar yıktırılarak yenilenmiştir. Poliklinikler yetersiz kalınca orta bahçede bu defa iki katlı modern bir poliklinik binası yaptırılarak 1967’de hizmete sokulmuştur. Hastanenin üst katı iki kat halinde restore edilmiş ve 1968’de hizmete girmiştir. 250 yatağı vardır.
Hastane yakın bir zamana kadar Garabet Amira Balyan’a atfedilirken, yapılan son araştırmalarda mimarının aynı zamanda İngiliz Elçiliği mimarı sıfatını taşıyan W. J. Smith olduğu saptanmıştır. Arşiv belgelerinde adı “İsmid” olarak geçen Smith’e bir hastane planının yaptırıldığı, önceleri beğenilmeyen bu planın sonradan uygulamaya konulduğu bilinmektedir. Aynı zamanda Naum Tiyatrosu ve Mecidiye Kışlası’nın da mimarı olan Smith, hastanenin inşasına Mecidiye Kışlası’nın yapımı sırasında başlamış ve ondan önce de bitirmiştir.
E şeklinde bir plana sahip bulunan hastanenin neoklasik tarzdaki girişi yapıya resmi bir kimlik verir. Cephede, girişin sağında kalan bölümün zemin ile birlikte üç katlı olduğu görülür. Diğer cepheler ise iki katlıdır ve beşik çatı örtüsüne sahiptir. Her katta yer alan dikdörtgen pencereler monoton bir dizilişe sahip olmakla beraber, birinci kat pencerelerinin tabla kısmının, pencere eninden dışa taşkın biçimde barok kıvrımlı konsolla taşınan belirleyici silme ile sonlanması cephedeki tekdüzeliğe karşıt bir hareket unsuru olarak ele alınabilir.
Ana ankasta yer alan girişe uzun ve dik bir merdiven ile ulaşılması aynı zamanda yönlendirici bir harekettir. Revaklı olarak düzenlenen girişte, iki yanda arka arkaya dizilmiş ikişerden dört sütun üçgen şeklinde bir çatıyla sonlanır. Neoklasik bir tarzın uygulanmış olması o dönem yapıları için karakteristiktir. Yapının köşelerine gelen bölümlerin, hafifçe dışa taşırılması cephede geometrik bir düzene de işaret eder. Giriş kapısında kitabesi vardır. Hastanede kaloriferle ısıtılma sisteminin ilk kez kullanılmış olması teknolojik açıdan bir yeniliktir.
SARAYARKASI SOKAK
Eski yapıları, esnafı, seyyar satıcıları, köpeği ve ünlüleriyle bir Ayaspaşa sokağı
Sarayarkası Sokak ve çevresi, Taksim'in yanı başında olmasına rağmen tam bir kurtarılmış bölge. Eskiden bir mesire yeri olan Ayaspaşa'nın çehresi yıllar içinde hayli değişmiş elbette, ancak sokak değişen yüzüyle bile hâlâ ‘‘sıcacık bir mahalle’’ olma özelliğini koruyor. Daracık Sarayarkası'nın akıllara seza trafik yoğunluğu ise Champs-Elysees'ye parmak ısırtıyor.
Ayaspaşa, İstanbul'un Kuzguncuk, Moda gibi hala bir ‘‘mahalle’’ kimliği taşıyan ender yerlerinden. Sarayarkası ise, Ayaspaşa'nın en renkli ve en uzun sokağı.
Sarayarkası sakinlerinin çoğu, bu sokakta oturuyor olmanın bir ayrıcalık olduğu görüşünde. Bu ayrıcalığı sağlayan, sokağın lüks ve deniz manzaralı yapıları değil, değişik gelir gruplarından insanların, yabancıların, azınlıkların, esnafın, taksi şoförlerinin ve hatta mahallenin köpek ve kedilerinin şaşırtıcı bir dayanışma içinde yaşayabiliyor olmaları.
Ayaspaşa ve özellikle Sarayarkası Sokak, 1950'lere kadar İstanbul'un mesire yerlerinden biri. Yalnızca eski birkaç yapının bulunduğu, denize kuşbakışı sokağın ilk apartmanlarından Som'un temeli 1948'de atılır. Ondan birkaç yıl sonra, Kazım Taşkent, Doğan ve Taşkent apartmanlarının inşaatını başlatır. Kasım Gülek, Şevket Rado, Erol Simavi gibi isimler dairelerin ilk sahipleri olurlar. Deniz tarafının yıllar içinde yavaş yavaş dolmasıyla birlikte, karşı sıradaki yapıların tümünün olduğu gibi, sokağın tam 44 yıllık bakkalı Hilmi Sönmez'in de manzarası tarihe karışır. ‘‘Oturduğum yerden denizi seyrederdim,’’ diyor Hilmi Sönmez. ‘‘Latife hanımın köşkü de görünürdü. Kendisi beni ziyaret ederdi, sohbet ederdik. Çok muhterem bir hanımefendiydi. Ama maalesef varisleri köşkü yıkıp apartman yaptılar.’’
Hilmi Sönmez'siz bir Sarayarkası Sokak'ı düşünmek mümkün değil. Çocuklarını yurtdışında okutan, torunlarının biri de Cambrige'te okuyan Hilmi Amca'nın dükkanı da, tam bir mahalle bakkalı görünümünde. Uhuların yanında pirinç, onun yanında permatik, yerdeki kutularda Cola, Fanta, ilk bakışta hangi malın nerede olduğunu seçmenin imkansız olduğu bu 44 yıllık dükkanı değiştirmeye bir gün bile kalkışmamış Sönmez. Sokağın eski sakinleri de ondan alışveriş etmekten vazgeçmiyorlar zaten. Tedavülden kalkmış terbiyesiyle, o herkesin Hilmi Amcası.
Çehresi her ne kadar 50'lerden itibaren değişmişse de, gözü rahatsız etmeyen bir bütünlüğü var sokağın. Üstelik aralarda kalmış tarihi birkaç yapı, ki bir tanesi bugün Ercüment Kalmık Müzesi, koca bir şato görüntüsündeki Süryani Katolik Kilisesi, tam karşısında Seventh-Day Adventice Church'ün rahibi Ohannes Delice'nin yıllardır oturduğu bahçeli, eski taş yapı, 1900 yılında inşa edilmiş, bugün Canip Orhun'a ait beş katlı konak, sokağa hâlâ eski İstanbul'dan bir esinti veriyor.
Sarayarkası Sokak pazar günleri bir başka şenleniyor. Bunun nedeni Süryani Kilisesi'ndeki pazar ayinleri. Çoğu özel arabalarıyla gelerek zaten sokağın genelde felç olan trafiğini toptan felç eden (ama kilise bahçesine şimdi park yeri yapılıyor) Süryani cemaatinin en dikkat çekici yanı, kadınlarının İngiliz Kraliyet Ailesi çizgisini anımsatan şıklıkları. Renk renk tayyörler, büyük şapkalar, mücevherler... Bir başka renk ise peder Yusuf Sağ'ın yaz günleri binanın terasına kurduğu ve komşularına açık sofralar.
Bariton sebzeci
Şaka değil, Sarayarkası Sokak'tan hala hallaç geçiyor bağıra bağıra. Özellikle havalar ısındığında kilisenin avlusunda yatak yorganlar atılıyor. Yoldan geçen seyyar esnaf sayısı yarışmasında birinciliği pek kimseye bırakmayacağa benzeyen sokaktan günde ortalama on iki kere Aygaz, üç beş kere ‘‘tamirciiii muslukçuuuu’’ kardeşler, iki kez sebze kamyoneti, birer kez hurdacı ve eskici, bir kez simitçi, arada bir steyşın seyyar çarşaf takımcı geçiyor. Yaz aylarında da karpuz kavuncu tabii. Ama sebzeci gerçekten özel. Öğle uykusuna yatmaya kalktığınızda, buna asla izin vermiyor. Başka bir ülkede ve başka koşullarda doğsaydı, Scala'da baş solist olacağı kesin olan sebzecinin gerçekten bütün Ayaspaşa'yı saracak kadar gür ve bariton bir sesi var. Dolayısıyla Sarayarkası sakinlerine siesta haram.
Geçen seyyar satıcıların dışında, özellikle bahar ve yaz aylarında sokağın görüntüsüyle bütünleşen bir başka güzel resim daha var. Sokağın Selime Hatun Camii Sokak’la kesiştiği köşeye konuşlanarak, sattığı kilim ve halıları kaldırıma seren seyyar halıcısı. Ancak bu halıcının asli görevi halı satmak değildir; halı satmak onun asıl misyonunu gizleyen bir bahanedir yalnızca. Peşinde en az beş, altı sokak köpeğiyle dolaşır; elinde kendi kazancından artırarak, bazen de kazancının tamamını harcayarak aldığı yiyecekleri gördüğü her canlının önüne ata ata ilerler. Kendisiyle selamlaşan sokak sakinlerine ise Cihangir'de, Taksim'de ya da Ayaspaşa'da rastladığı perperişan köpek ailelerinin dramını Kemalettin Tuğcu üslubuyla anlatarak, gidip onları sahiplenmeleri gerektiğini öğütler. Tanıdık mahalleliden artık yemek toplar. Kısacası tam anlamıyla cennetlik bir adamdır bu sahte kilimci.
Sokağın gülü Sultan
Tabii her köpek, kilimcinin köpekleri kadar şanssız değildir hayatta. Sarayarkası ve Selime Hatun Camii sokaklarının gerçek gülü de Sultan adında şanslı bir dişi köpektir. Yavruları belediyece zehirlenen Sultan'a bütün sokak sakinleri ama özellikle de kasap kucak açmıştır ve artık Sultan'sız bir Sarayarkası düşünülememektedir. Sultan da mahalleliye olan borcunu, özellikle gece geç saatte dönenlere evlerine kadar eşlik ederek ve onlar kapıdan girinceye kadar bekleyerek öder. Bu yazıda onun da fotoğrafı olsun istedik ama, kimbilir yine kimin peşindeydi, bulamadık.
Sarayarkası Sokak her yönüyle güzel değildir elbette. Daracık sokağın trafiği, Paris'in en geniş caddesi Champs-Elysees'yi aratır. Kısa süre önce trafiğin tek yönlü olması da hiçbir şeyi çözmemiştir. Esnafa gelen kamyonların yanı sıra, trafiğin bir arap saçına dönmesinin esas failleri de sokağa çıkıncaya kadar, özel şoförlü arabalarını kapılarının önünde bekleten bayanlardır. Park yeri bulunmadığı için o şoförler bir ileri bir geri gidip dururlar saatlerce. Park etmek sorun değil imkansızdır burada. Sokağın otopark mafyası, bizzat sokağın sakinleridir. Kendi arabalarını garantiye almak için inanılmaz taktikler geliştirirler.
Kimi çirkin yapıları, trafiği ve park sorunu da olsa, Sarayarkası güzel bir sokaktır işte. Sokağın meraklı kapıcılar çetesi dışında, pek öyle dedikodu da olmaz. Eh, bu da az buz bir nimet değildir.
Gülriz Sururi, Engin Cezzar, Ayla Erduran, Lale-Cem Mansur, Nevzat Ayaz, Karaca Taşkent, Murat Birsel, Belma Simavi, Ali Taygun, Vural-Meral Gökçaylı, Tuba Özkan
SACRE COEUR (AYAZPAŞA) Süryani Katolik Kilisesi
Saray Arkası Sok. No:15
Ayaz Paşa / İSTANBUL
Tel: 0 212 243 25 21
E-mail : info@suryanikatolikkilisesi.com
KADI MESCİDİ Taksim, Gümüşsuyu Mahallesi, Selime Hatun Camii Sokağı ile Ayaspaşa Camii Sokağı’nın arasında kalır. “Kutup İbrahim Efendi Mescidi”, “Ayaspaşa Mescidi” veya “Selime Hatun Camii” olarak da tanınır. 17. yy’a ait yapının kurucusu, İstanbul Kadısı İbrahim Efendi’dir. 1933’te kadro harici bırakılarak, minaresi yıktırılmış, daha sonra yeniden ibadete açılmış tır.
Yapıya giriş, bir merdivenden sonra, yuvarlak kemerli bir kapıdan sağlanır. Kemerin ortasında çıkıntılı bir kilit taşı yer almaktadır. Kapı iki kademeli olup üzerinde kitabesi vardır. Son cemaat yeri, yamuk planlı olup, sağdaki merdivenlerle yukarı kadınlar mahfiline çıkılır.
Yapının hariminde doğu ve batı cepheleri simetrik olup, eşit aralıklarla açılmış yuvarlak kemerli üç pencere, üstünde de aynı özelliği gösteren daha ufak pencereler vardır.
Kuzey duvarındaki girişin sol tarafına, yapıdaki diğer pencerelerle aynı özellikte bir tane pencere açılmıştır. Güney duvarının ortasında ise yarım yuvarlak niş şeklinde mihrap, mihrabın sağında ve solunda birer tane ufak dikdörtgen çerçeve bulunur.
Güneydoğu köşesinde yer alan vaaz kürsüsü ile minber ahşaptır. Paravanla ikiye ayrılmış olan kadınlar mahfili ikisi kuzeyde, ikisi de doğuda yer alan pencere ile aydınlanmakta, batısında ise minareye çıkış kapısı yer almaktadır. Yapının geçirdiği onarımlar sırasında kadınlar mahfiline ve son cemaat yerine ekleme yapılmış olduğu bellidir. Çünkü kadınlar mahfilinin kuzeyinde kalan aynı özellikteki pencere bugün dolap olarak kullanılmaktadır. Ayrıca ana mekandaki pencere altlarına gelen süslemeler buradaki aynı özelliği göstermemektedir. Orijinal kadınlar mahfilinde iki ahşap direkle, üç açıklık sağlanmıştır.
Harimin duvarları dikdörtgenlere ayrılmış ve kalem işi süslemelerle bezenmiştir. Güney duvarı dokuz tane dikdörtgene ayrılmış olup, ortadakinde mihrap bulunur. Doğu ve batı cepheleri altı dörtgene ayrılmıştır. Dörtgenlerin köşelerine mavi, sarı, kahverengi, yeşil renklerinde kalem işi bezeme grupları yerleştirilmiştir.
Yapının altı kesme taş, üzeri ise tuğladır. Dıştan iki kat görünümlü olup cepheleri ortadan ikiye ayıran bir silme vardır. Pencerelerin etrafı sınırlandırılmış ve ortalarına da çıkıntılı kilit taşları konmuştur. Minare yivli gövdeli ve tek şerefelidir. Yapının dıştan güney cephesinde mihrap, yarım yuvarlak şeklinde dışarı taşkın olarak yapılmıştır. Bu cephede yapıyı ikiye ayıran silme yoktur. Mihrabın önünde ufak bir bahçe olup burada şadırvan bulunur. Yapının alt katı meşruta olarak kullanılmaktadır.
AYASPAŞA HAVUZU MESİRESİ 17. asır ortalarında, Tophane’nin üstündeki sırtta Ayaspaşa Mezarlığı yanında İstanbul’un namlı mesirelerinden biriydi. O zamanlar buraları yarı kır sayılırdı.
AYASPAŞA HAMAMI Gümüşsuyu Mahallesi’nde Sarayağası Sokağı’ndadır. I. Dünya Savaşı sonunda İstanbul itilaf devletleri kuvvetleri tarafından işgal edildiği zaman Fransız Cizvitleri tarafından satın alınarak önüne yüksek bir parça ilavesiyle Sacré coeur de Jésuites adıyla bir Katolik kilisesine çevrilmiştir.
Hamam kısmı olduğu gibi muhafaza edilmiş; ortadaki büyük kubbe ile halvetlerin küçük kubbelerinin ve sofaların üstüne rastlayan beşik kubbelerin yuvarlak camları kaldırılarak kurşunla örtülmüş, yarım küre şeklindeki beş kubbenin ü zerine etrafı ve külahı camdan birer fener geçirilmiş ve kiliseye tahvil edilen hamamın içi bu suretle aydınlatılmıştır. Ayaspaşa Hamamı’nın 32 kurnalı, büyük ve içi gayet geniş bir hamam olduğu söylenir.
KAYNAKLAR:
Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi; (Cilt 1, s.464-466),
Soldaki 'Geniş Bölüm' yazdığımız makale ve haberler ile ilgilendiğimiz kimi metinleri içerir. Sağdakiler de keyfe keder gibi görünse de gene de derneğimizle ilgili paylaşımlardır. Hepsi; en güncelden dibe kadar gider ve arka sayfaya döner. Başa doğru... Böyle izlemenizi öneririz...
KENTE KARŞI İMAR SUÇU...
1993'te '11 katını birden' kestirdiğimiz Park Oteli'nin eski hali
İNSANLIK SUÇU BOMBALAR
İlçemizdeki her gelişme bizi ilgilendiriyor... Neve Şalom Sinagog'u ve İngiliz Konsolosluğu önündeki bombalar sonrasında yapılan anmaya ve dikilen anıta biz de gittik...
BEYOĞLU PLATFORMU'NA KATILIM
YK üyemiz Adnan Genç neredeyse 10 yıldır delege ettiğimiz Beyoğlu Platformu'ndaki çalışmalarını bizler adına sürdürüyor. Bir keresinde de 24 sayfalık bir Beyoğlu yayını yapmış. Bizlerden de söz eden...